28 Şubat 2014 Cuma

Şiir Sacayağının 3. Ayağı






 Tene zarar vermeden geçip, yüreği paramparça eden silah! Her biri bir yıldırım şiddetinde olan harflerin en tehlikeli dizilişleridir Şiir.
Bir ayağı cennette diğeri cehennemde, üçüncüsünü ise yere basmayan bir sacayaktır. Ve işte o basmayan ayağıdır ki okurunu kendine çeker. Onu bağlar, esir eder, biat ettirir… Cennetle, Cehennemi bir arada yaşamaya razı eder.
Üçüncü ayak, “meçhul”dür. Şairin anlatmadığı, Okurun anlamadığı! Ama ikisinin de vazgeçemediği. Tüm vasıflarıyla net ve belirgin olan Cennet, Cehennem ikilisinin arasında “Araf” gibi duran, kararsızlığın ve boşluğun çekirdeğidir. Hayal Makinesinin emrine verilmiş “akıllı madde”, bulunduğu kaba şeklini unutturan “Abı Hayat”, zaman cetveli üstünde oynayan “Cambaz”.
Kimilerine göre ilhamdır 3. ayağın kaynağı, kimilerine göre birikim. Mevlana yanmışlık şartını koşar mesela, Yunus sadıklığı. Karacaoğlan pınar başında rastlar ona, Mecnun kupkuru çöllerde arar. Veysel toprağa gömerken, Necip-cik, Necip-cik diye çağırır birisi!
3. Ayak, günümüz şiirinde ya tükenmiş ya unutulmuş ya da ulaşılmazdır. Kuru tasvirler ve mekaniği bozuk cümlelerle geçiştirilir olmuş şiir. Yazdığı şiire âşık olan günümüz şairi de. Kargadan başkasına “kuş” demez olmuş. Binlerce Donkişot doluşmuş, boş kalan meydana. Her birinin değirmeni kendi rüzgârıyla dönen…
Suyu çekilmiş meyve posası gibi kalmıştır şiir ortada; yetim, mazlum ve çaresiz. Talep yetersizliğinden kalmıştır, his yoksulluğundan. “Ruhun” zırhını delen şiir “Eşyanın” zırhını delememiş, materyalizmin –kütle, yerçekimi ve eylemsizlik- ilkelerine yenik düşştür. Göremediğine inanmayan insan, şiire ilgi duymamaya başlamıştır Düşünün,  kitlelerin yekpare öldürüldüğü günümüz dünyasında, insanların bir Bülbülün Güle olan hasretine acımasını beklemek haksızlık olmaz mıydı?
İşte bu yüzdendir ki Şiir, evrimini ve misyonunu tamamladıktan sonra, akacak yeni mecralar bulamadığından, önce kendini tekrar etmiş ve tıpkı Dinozorlar gibi yerküreyi yavaş, yavaş terk etmeye başlamıştır. 3.Ayak insanda başka sıfatlarda yansımaya başlamıştır. Ki bunlar insanın da misyonunu ve vadesini tamamladığının resmidir!
Bu nokta da, kendini sorumlu ve görevli hisseden bir avuç şair kalmıştır geriye. Fuzuli’nin de dediği gibi “başını taştan taşa vurup avare gezen”. Ve tüm bunların bilincinde, mütevazıce şiirin peşinden koşan ..

Fahrettin Köseoğlu