14 Mayıs 2012 Pazartesi

Ben, kendim ve Hiç




ben ki acıya malik, hüzne hissedar olmuşum
içimden, kendimi çıkarıp seninle dolmuşum

Gözlerimi hiç görmedim.
bakamadım yüzüme daha bir yabancı gibi 
Aynalar girdiler araya hep
Aynalar ki, “yalan”dan türerler….

Soluk ve silik yaşamımı sürüklerken
Her yerden uzak ve her yere uzak bu şehirde
Bir sıcak gülüşünle çıkageldin, hatırlar mısın
Ben yaşlanmaktan korkar,
Kendimden ürkerdim, değiştikçe aynalar
Sen gençtin, güzeldin, dudaklarındın…
Cıvıl cıvıl bir kelimeydin, bulamadığım

Ben bir çift söylenmemiş söz bulup takmak için saçlarına
Uzayıp bu giden siyah mı desem kara mı ?
Ah çekip, eğerek boynumu dilenciler misali
Ne istedim ki bilmem gözlerinden, vermiyorlar bana

Dedim ya,
Yüzüme hiç bakmadım daha,
Senin gözlerine bakar gibi
Ki bu “sen” anonimdir…
Ve senin yerine kullanılır şiirlerde.

Bilmiyorum, beklemekti belki seni
Bu romantik orta yaş krizinin ön koltuğunda
Yağmurun terse yağdığı, kar karanlık yollarda.
Direnmekti belki, hep yanında getirdiğin gözlerine…
Bu yıkım, bu susuzluk bu harfsizlik içinde
Bütün duyulardan sıyrılıp arınmak
Bir aşk’ı daha gidişinden tanımaktı sevmek…

Ne mümkün,
Sen öyle inci, boncuk.
takım yıldızlarını takıp peşine
havayı suyu ve toprağı mühürleyip dudaklarınla
şeytanla meleği iç içe koyup…
ne mümkün, bir an olsun ayırmak gözlerimi gözlerinden
ki o gözlerin, hep seninle gelirler…

susma,
ey varlığını yokluğundan anladığım
yalnızlığa yalnız yürünmez bilesin

Herfene Bolluğu